kardeşler pide salonu
ben cırtlak renkleri seven, yaşlı bir insanım. betimlemenin amınakoyum. gayet gencim, ama cırtlak renkleri oldukça severim. uyumsuz renkler çok hoşuma gidiyor. nedensizce bayılıyorum. parlak bir turuncunun altında koyu, belki de bordo denen bir etek giymek bana zevk veriyor. ne etek giymeyi seviyorum, ne de bunu düşünmekten keyif alıyorum. apaçık sizlere, kendime ve maalesef sana yalan söylüyorum. yalnızca, renk uyumu yakalayamayan sıradan varlığım.
oturduğum oda gibiyim. renk uyumundan oldukça uzak, bitrik rengi ve ondan daha da açık renk bir komidinin karşısında oturuyorum. mor ve pembe arasında gitgeller yapan koltuk örtüsü bu karışık oda da beni sahiplenilmiş hissettiriyor. sanki tüm ihtiyacım olan bir şeymiş gibi. doğumumdan bugüne kadar sanki bana sıkıca sarılan post-rock albümü edasıyla, kokusunu yayıyor. yazmak bir bağımlılık sanırsınız. keyifli geliyor, kafamda bir sürü cümle kuruyor ve hangi birini yakalayacağım arasında karar vermem gerekmiyor, ayağınızı yıkamak gerekli olandır. cümlelerinizi kovalamayı ihmal edin, onlar aklınızın almayacağı diyarlara gitmek ... falan filan. ne anlatıyorsunuz lan gene siz?
- asıl sen ne kadar boş yaptığının farkında mısın birader!
- ben ne anlattığımın farkında değilim.
zam zam, zum zum ve güm güm. zamzumgüm.
mart'ta yaklaşıyoruz. 1 mart iskelesinden kalktı vapur. ölüp dirilirsem bir gün, caz punk baterisi olarak hayata dönmek isterim. çok amaçlı, oldukça zorlayıcı ve adamına göre çıkardığı sesler fark gösteriyor. kişiliğimi iyi yansıtacağını düşünüyorum. ben bateri seti olmalıydım.
bazı insanların ulaşım için, bazen çiftlerin hayatı romantikleştirmek adına ve tüm denyolararın yolculuk boyu bir oraya bir buraya, korkuluklardan sarkarak pozlar verdiği, sanat yarışması bu vapur yolculuğu.
sıradanlık bazen hayatı anlamlı yapan şeydir. hayata nasıl bir anlam yüklediğinize göre omurganız şekillenir. benim omurgam fazla enerjik, dolambaçlı, türkiye haritası gibiyim. bazen sürekli dört dönmek veya sekizler çizmek istiyorum kendi etrafımda, bir sebebi olmadan. enerjim ayak tabanlarımdan dünyanın merkezine yayılmak istiyor. beni durduran tek şey, sapanca otobüsleri. sizden nefret ediyorum. dizlerimin bile sığmadığı daracık koltuklarda saatlerce bir oraya, bir buraya, bazen yukarı, bazense dönemeçler halinde uzun süreli yolculukların peşindeyiz. otobüs, çingeneler, toplumun ideallerime uymaması, başlı başıma içime dert olan şeyler. ben olmasam bunlar kimin umurunda olacak? yatın kalkın ben hayatınızda olduğum için bana teşekkür edin, bozuk olmadığı için kabul edilmeyen iki yüzlük banknotlar.
zikirmatikler teyzelerimizin, dünya rekoru elde etmek için kullandığı dahiyane tasarımlar. diğerlerinden daha masum sayılabilecek bir bağımlılık. sistem ise oldukça basit ve uygulaması kolay. on binlerce kez enes batur demekle neredeyse aynı. ama siz bunu yaptığınızda tanrı sanıyorum mutlu oluyor. acaba tanrı bizi izlerken kahkahalara boğulan narşist piçin teki olabilir mi? tanrıyla aramı iyi tutuyorum.
4.2 çapkın domuzlar;
bir arkadaşım, hayatıma nereden dahil olduğunu bilmediğim, fiziksel olarak bile tanımadığım, bir insan. o benim garip tikli tanımadığım arkadaşım. nah çekildiğinde alkışlayan bir yaratık. bu acayip can sıkıcı bir durum gibi gelse de, benim kadar yavşaksanız başkalarının kusurlarıyla nasıl eğlenmeniz gerektiğini iyi kavramış olmanız gerekir. kimseyi zorbalamaktan bahsetmiyorum, ben zorbalık olmadan da kendine eğlence çıkarabilecek kadar çok amaçlı bir canlıyım. ben caz punk davulu olmak istiyorum. buna fazlasıyla değinme ihtiyacım var, beni tatmin eden bir şey haline geldi. öğretim görevlimizin, sizin değil benim hocam. kırmızıya apaçık bir düşmanlığı var. ondan bahsetmeyeceğim, beni bir tık geren bir kadın.
caz punk baterisi.
caz punk baterisi.
caz punk baterisi.
7 davullu caz baterisi.
.
nesnelere hayranlık duymak amma acayip bir iş. oldukça başarı isteyen bir eylem. kafayı kıtlatma noktasına taşıyan bir vazife. daha uzatabilirim. bahsettiğim hayranlık beğenmek değil, aşık olmak. ben teleferiğe aşık biriyle tanışmak istiyorum. teleferik düşünerek kendini tatmin ettiğini bilmeyi, o hazzı yaşamış olduğunu bilmeyi diliyorum. teleferik hayranlığınızı asla bırakmayın.
aptal mısınız birader? insan teleferikten tahrik olur muymuş, siktirin gidin!
epey bir zırvalıyorum. kendimi alıkoyamıyorum bu durumdan. ÇOK HOŞUMA GİDİYOR.
yarını bekleyin. beni bekleyin.
yarın geçeli günler oldu, yarın dediğim gün ne zamandı bilmiyorum. dündü sanırım. ama kaç dün öncesiydi hatırlamıyorum. yine yazıyorum.
marmaranın herhangi bir ilçesinde, bir ara sokakta, sıradan bir ekmek fırınındayım. elliye yakın insan, zorlu hava şartları, insan azmanları, kornalar, kırmızı ve agresif arabalar arasında, sıraya kaynamaya çalışan çocuklar, çocukları ekmek küreğiyle kovalayan yaşlı amca ve sıranın ortalarında bir yerinde tuvalet terliklerimle bekliyorum. The Trio 'nun bana verdiği muazzam özgüven, beni cesaretlendirmek adına kulaklarımdan yukarı parça parça, süzülerek, pantolondan boşalırcasına - nasıl yani?- gözlerimin kahverengiliğine yolcuğunu tamamlamak üzere.
bazı zamanlarda, hafızalarınızdan sildiğiniz veya hafızanızın yer açmak adına, 25gb almaya parası yetmediği için, sildiği insanlar vardır ya. onlar sizin haberiniz olmadan hayatlarına devam ediyorlar.
önemli olan onlardan biri olmamak. yani hafızanıza 25gb yükseltmeleri zamanında yapın ve yapmalıyım.
buraya daha fazla yazabilecek şeyim yok, bu bu kadar olmalı. fazlası. tüm insanlık adına, benim adıma zararlı. günde 5 porsiyon sebze tüketmeyi ihmal etmediğinizi bildiğim için, sizler adına zarar teşkil etmeyecektir. sağlıcakla ve cs2 esporuyla beraber kalın.


Yorumlar
Yorum Gönder