kayıt 1 - radyoaktif dilencinin ölümü!
yalnızlığı iliklerime kadar hissettiğim bugünlerde, hayat -arada bir sıradan hissettiriyor zaten- her zamanki gibi hissettirmeye başladı. hissetmek, hissettirmek, hissedilenler ve defalarca kullanılan türetilmiş his kelimeleri. düşünce dünyam, kafamın içi yoğun değil şu sıralar. emekli olmuş memur hayatı yaşıyor demek bile mümkün. tek tük dertleri var, tabi memurların bu dertleri daha hayati önem taşıyan ve ciddi dertler olabilir.
ben ne bir memur olduğumdan, ne de hayati öneme sahip dert sahibi olmadığımdan, kendime elle tutulabilir, isterseniz poşetlere de doldurabilirsiniz; tercihen benim kafamın içine sokuşturduğum, psikolojik baskı yapan kırıntı boyutunda, birkaç sorunum var. bu dertler maalesef ki bana özel değil. yaşayan, yaşadığını sanan, yaşam döngüsünü tamamlamış, yaşama başlamamış ve ek olarak duvar kağıtlarının, belli dönemlerde içine dert edindiği şeyler;
yaşamak ve hayatı anlamlı hale getirme çabaları.
hayatta olmaya karşı bakış açım daha değişmedi, hâlâ fikrimiz olmadan, rızamız dışında, hürriyetimize tecavüz edilerek ve bizlere zor kullanarak, sopalarla kovalayıp, çiçekler fırlatan; zenginlik hayalleri kurduran, yürek yakan, kalıtsal hastalıklarından ders çıkarmak yerine türemeye devam eden, cümleler arasında doğru geçiş yapamayan, benim gibi neyden bahsettiğini unutup hatırlamaya çaba sarf eden insanların kurduğu bir düzmece, dolap, yapboz evreni. kendime kültürel ögeler katmadan, herhangi bir filozofun ya da bunlarla ilgilenen her kimse, onun düşüncelerini, cinsel hayatını dinlemeden/görmeden, üstüne on iki saniyeden fazla düşünmeden, "kendimden geriye birkaç şey bırakayım bari" düşüncesiyle yola çıkmış, herhangi bir yere ulaşması kuvvetle imkansız olan bu düşüncelerim ve yine ne anlattığımı unuttuğum birkaç saniye. buraya nasıl geldim?
unutkanlık oldukça zor. bazense işe yarayan bir karınca sürüsü gibi. karınca sürüleri nasıl işe yarar, hayatımıza neler katar pek bilmiyorum. kafiye olsun diye değil, düşündüm, söylemek istedim ve hayata geçirdim. bir şeyi yapmanın en keyifli hali bu döngüyü tekrar etmek değil midir? bilmem, ben bu döngüyü şu an düşündüm, düşünmekten keyif aldım, on dokuz dakika sonra unutacağım.
konuyu hatırladım sanırım. hayatı anlamlı yapmaya çalışmak, öyle bir şey olması lazım.
-yazdıklarını okusana o zaman?
+işime gelmiyor.
ben hayatın nasıl anlamlı yapılacağını bilmiyorum. daha açık olmak gerekirse, hayat anlamlı bir hâle getirilebilir mi bundan da hiç emin değilim. emin olmamakla beraber, hayat anlam yüklemek ve bu anlamın altını dolduracak eylemleri hayata geçirmek için oldukça hızlı, dar pantolonlu, kasvetli, bazen çiçekli masa örtülerinde, bazense siyah beyaz kedi yavrularının gözlerinde... hay amına koyayım. bakın bu üç oldu, bu sefer neyden bahsettiğimi biliyorum, ama bu cümleye kedileri nereden getirdim? betimleme yapıcaksın diye, düşüncelerimin önünü kestim.
son kez deneyeyim.
hayatınıza anlam kazandırmaya yetecek zamanınız olmayacak. bakın bana kulak verin. neredeyse 20 yaşına gireceğim ve hayata karşı hiçbir deneyimim yok, anlam yükleme konusunda istikrarsızım. fikirlerimde oldukça politik biriyim. yarın öbür gün kesinlikle değişecek bu düşüncelerim, o gün gelene kadar hayatın sıradan ve sikik oluşundan, benim oldukça canımı sıktığından, yaşamanın omuzlarıma yaptığı baskıdan, kendi kendime girdiğim bu hallerden, virgül kullanımlarımın fazlalığından ve her geçen gün artmasından, unutkanlığımdan (dört oldu), bir grup insana göre anarşist bir hayat benimsediğimden ve bu cümlelerin sonu gelmeyeceğinden ötürü burada yarım bırakmak lazım.
gene bin bir türlü zırvalamışımdır, salla. kimin umurunda.
ari barokas ve chester bennington ile sizlere, sana, bana, zeki müren'e, sokak kedilerine, amerikalı oelere veda ediyorum.
inanıyorum ki birgün karın ağrılarım son bulacak.
https://open.spotify.com/intl-tr/track/57BrRMwf9LrcmuOsyGilwr?si=c6b96b70996a448e
https://open.spotify.com/intl-tr/track/1YD9RD8H30KSauzvjUI9w4?si=73354c092d8941cb
yalnızlık en savunmasız anımda bana kollarını açan biri. sevmediğim, korktuğum tek kişi. radyoaktif dilencinin öldü. yalnızlık onu bizden alabilecek tek kişiydi. boynunda bir halat, karanlık bir odanın içerisinde, kırık plastiklerden oluşan bir klozetin içinde boğulmuş vaziyette.



Yorumlar
Yorum Gönder