BaBoLi!

 BaBoLi!

Günaydın dostlar, yine geldik. Kimiz ulan biz? 

Asgari ücretliler, sıkı çeneniler, tüm parasıyla iphone alanlar, marka takıntısı olanlar, otobüse binmek için acele edenler, ömrünü din ve siyasete adayan dingiller.

Bizi tanıdığınızın farkındasınız, hepinizin hayatlarında önemli kişileriz, sizden biriyiz. Düşler peşinde koşmaktan harap halde olan insanlarız, bizler aynı kelimeleri sürekli türetenleriz. Hayallerinizde veya anılarınızda belli belirsiz bulunan siluetlerden sadece birkaçıyız. Aslına bakacak olursanız eski dostlar, biz anılarınızı oluşturan en önemli oluşumlarız. Sifonları çekme sebebiniz, bizli cümleleriniz ve beş çaylarınızın eseriyiz. 12 puntoya sığdırmakta zorlandığınız yalanlarınıza inanmayan tek tük kimseleriz. Tozlu raflarda, çürük sehpalarda, kurtlu yataklarda, fantezileriniz için yatağa bağladığınız; üstüne düşünmeye korktuğunuz, kasetlerinizin çekildiği, homoluktan bahsettiğiniz porno dergilerinin en güzide sayfalarıyız. Ölü böceklerden tiksinmeye fırsat bulamadan götünüzü yıkadığınız vakitler ve çekmeceler içerisinde, giyilmiş -artık kokmaya başlamış- eski püskü külotlarız. Birilerinin öğrenmesinden korktuğunuz her şeyiz. Merdivenleri tutanlar, tepelere tırmananlar ve perde asanlar arasında, en alt kademedekiler. Hepiniz, çoluğunuz çocuğunuz, tüm aleminiz tanıyor bizleri. Çoğunuzun iğrendiği, farkında olmadan hepinizin içinde olduğu durumların hepsiyiz. Erken saatteki alarmlar, otobüsler, badem bıyıklı şoförler. Çark dönmeye devam ediyor.

sakalını düzensiz taramış bir dostla yürüyoruz, karamandayız. sararmış beyaz duvarlardan oluşan bir düzine apartmandan oluşan, küçük ama karaman için önemini her yerden belli eden oldukça değerli muhitin kaldırımlarında, pepsi ve çay ile keyiflendiğimiz sıralarda, birbirinin aynısı olan neredeyse yüzlerce dairenin birinden, üç el silah sesi duyduk. büyük bir susuzluk ve heyecanla karaman belediyesini aradık, durumu izah ettik. pek hoş karşılamadılar  ve hemen polis göndereceklerini söylediler. ne olduğunu anlayamadık. 2-3 saatlik bir süre sonunda çok sayıda cami imamı olduğumuz siteye gelmişti. şaşırdık, parladık, olayın arkasındakini merak etmeye başladık. ahşap kapı kollarının her birini açmaya çalıştık. silahın patladığı daireyi bulmamız neredeyse 30 dakikamızı aldı.

içeri girdim, gördüğüm ilk şey altın bir kase içerisinde 12 tane muz oldu. gözlerimin dönmesine sebep olan bu olay, beni derinden etkiledi. 12 muz. tam on iki! muzların kaseye nasıl sığdığını düşündüğüm sırada, üç tane ince uzun itfaiye eri kolumdan tutup beni sakinleştirmeye çalıştı. günler geçti, ben olayın etkisinden hâlâ çıkamadım...

dediklerine göre evden üç adet ölü insan bedeni çıkmış. rus ruleti oynuyorlarmış. fırındaki ağabeyin dediğine göre, karamanda böyle şeyler hep olurmuş. kolay gelsin dedim ve dükkandan çıkmak için doğru kapıyı seçmeye çalıştım. doğru kapıyı bulduğum sırada aklıma bir şey takıldı: 

+ağabey, evde on iki tane muz vardı. altın bir kase içinde, tam on iki muz. inanabiliyor musun?

- …

+ on iki tane muzu kimin aklına gelirdi böyle bir yerde bırakmak acaba? insan neler görüyor, hayret ediyorum. nasıl bir yere dönüştü bu ülke ağabey.

- …

+ iyice yozlaştı bu ülke, imkanım olsun bir dakika bile durmam. aha bak burada, inan bir dakika bile durmam. (olduğum konumu parmağım ile gösteriyordum.)

- …

selam verdim ve önceden bulmuş olduğum kapıya tekrar yöneldim. tam çıkmak üzereydim ki, dükkanın içine orta yaşlarda, platin saçlı bir hanımefendi girdi. gördüğü manzara karşısında veyahut benden çok etkilendiğinden olacak, feryat koparmaya başladı. şaşırdım ve olduğum yerde dört dönmeye başladım. fırından koşar adımlar ile çıktı, tüm esnafı olduğum yere yığdı ve telefonuyla birkaç yeri aramaya başladı. karamanda şöhretimin bu kadar ilerlediğinin farkında değildim. çok geçmeden iki otobüs gazeteci ve çok sayıda polis fırının camından bana doğru sert bakışlar atıyordu. fotoğraflarda güzel çıkmaya hep değer vermişimdir, bu yüzden zarif ve kimselerce çekici kabul edilebilecek bir gülümsemeyle fotoğraflarımı çektirdim. patlayan ışıklar göz kamaştırıcıydı. birazı da gözümün yanmasına sebep oldu. farklı bir tadı vardı aslında.  eli silahlı birkaç üniformalı dükkana dalınca imza alacaklar sandım, açıkçası çok şaşırdım. acele etmelerine gerek yoktu, akşama kadar burada kalabilirdim!

bedenimde inanılmaz bir yük hissediyordum, aldığım simitler sağa sola fırlamış, üniformalı hayranlarım beni paylaşmakta büyük bir zorluk yaşıyordu.

günler ayları, aylar yılları ve fırıncının dostları beni kovaladı. adamcağız orada öylece ölüp gitmiş. arkası gelmeyen sorgulamalar, kan testleri, akıl hastaneleri, büyük şehirler, derken piyango kimseye çıkmayınca beni sallandırmaya karar verdiler. gölgelik bir salıncak istediğimi söyledim. beklemediğim bir tepkiydi bu, yüz kiloluk bir heriften sayamayacağım kadar fazla tokat yedim. 

bir süre sonra gün geldi, dişlerim fırçalandı, parmaklarım kırıldı -inanılmaz bir acı hissediyordum-, benim kadar olmasa bile yakışıklı bir adam koluma  girdi, beni çekiştirmeye başladı. boynuma bir ip geçirildi ve karaman halkı gelene kadar iki dakikalık vaktim olduğu söylendi.

ellerimi göğe doğru kaldırdım, çirkin sesim yardımıyla avazım çıktığı kadar bağırdım. bir süreliğine bu toprakların en özgür adamı bendim.

çocuklar, görümcüler, yeni gelinler benim için toplandı. ıslıklar, yuhlamalar eşliğinde, altımdaki tabureye güçlü bir tekme atıldı.


bahçede bir limon ağacı var, meyve vermeyeli yıllar oldu. 




Yorumlar