HAYVANAT BAHÇESİ
yapacak hiçbir şeyimin olmaması beni çileden çıkartıyor.
*aynaya karşı* gün geçtikte yoruluyor, kendimi biraz daha geriye attığımı hissediyorum. elimden bir şey gelmesine ihtiyacım olmadığı halde, bu lanet şey (aynadakini yansımasına bakarak) düşüncelerimi karmaşık bir hale sokuyor. belki- ona haksızlık edemem, yine de onu seviyorum. sigarasını çöp kenarının köşesine doğru fırlattı. gözlerini alan bembeyaz ekran karşısında saatin geç olmasına aldırış etmiyor, varlığından şüphe duyduğu ruhunu biraz olsun rahatlatmak adına yüzyılın en büyük icatı olan kaleme ihanet ediyordu. gözüne hoş geldikçe noktalama işaretleri üstünde parmaklarını gezdirmeyi seviyor, kafasında taşıdığı ağır yük -herhangi bir hastalığı yok- konuşmayı keserse rahat uyku çekebileceğini düşünüyordu. oysa ne renk olduğu belli olmayan çekyat örtüsünün üzerine kıvrılsa, belki de yastıkları yere fırlatsa, sıcak havaya aldırış etmese, üzüntüsünü bir kenara bırakabilse, on iki aylık bir bebek kadar rahat uyuyacaktı. denemekten kaçındı durdu...
dertlerini, sıkıntılarını ve üzüntüsünü unutmasına yeterdi birkaç satır yazmak, insanların lanetinden uzaklaşmasını sağlamak. gözlerini büyük ekrana dikti, kafasındaki sesleri susturmak için hayallere daldı ve aramızdan uzaklaştı. kafasını yerden kaldırdı, büyük bir cesaretle aynanın karşısına geri geçti, şunları fısıldadı; hiçbir şeyin önemi yok.
ayna sabitti, dudak hareketleri aynen taklit ediyordu onu, şaşırmadı.
asla ayak uydurmayı başaramadım, çoğunlukla dışlandım ve şu an olduğu gibi hep yalnızdım. benim kaybetmeye korktuğum hiçbir şey yok, sadece sevdiğim birkaç insan var.
değiştirebileceğim herhangi bir şey yok. ve ben delirmeye gayet yakınım. iyi geceler dostum.
günler geçti, birkaç gün öncesiydi o gün. kırk gün kadar belki de. ben-, benim... bir şeyler yapmam gerek, hava çok sıcak. dakikalardır intiharı düşünmedi vücudum, boşluğu ve tembelliğe teslim oldum, gayesiz hissetmiyorum, sadece, sadece, sadece.. tekrar ediyor.
müdürlerden nefret ediyorum. paragöz insanlar, onlardan tiksinilmesini sonuna kadar hakkediyorlar. uzaklara gitmek istiyor, vakti de oldukça bol aslında, sisteme karşı olmasına rağmen paraya ihtiyacı var yalnızca. banknotlar elinden tutmak için sabırsızlanıyor, ne de olsa ucuz işçi!
sesinin boğuklaştığını hissediyor durmadan, güçsüz mü artık? geceleri de rahat uyuyamıyor, en azından ben öyle düşünüyorum. onun yerinde olsaydınız boğun eğer miydiniz peki? *kafasını aynadan kaldırır, etrafındaki mermerlere göz atar* sizlere soruyorum, cevap verin bana!
eski, dökük, yemyeşil bir çayın karşısında, tahminimce 13. katta bir daire. salon oldukça geniş, yalnızca 1 odası var. bir masa üstünde birkaç şişe bira, iki tanesini kırmışlar, neden? duvar kağıtları ilgi çekici aslında, etraf biraz dağınık. evin sahibi 20li yaşlarında bir oğlan, birkaç tahtası sallanıyor, neye güvenerek yapmış anlaması imkansız, her şeyi geride bırakmış. güzelim kızı da peşinde sürüklüyor. iki metre bir öksüz ve onunda peşinde sürüklediği başka bir kız. garip bir aile, tercihlerini gözden geçirmeli dördü de! intihara meyilli olmayan bir kişi bile yok binanın içinde, deri bi koltuk var yalnızca, o, evet deri koltuk, oldukça bağlı yaşama.
gözlerini, duygularını kestiremiyor bizim oğlan, biraz duygusal aslında, ama nasıl yaşıyor bu duygusallığı kestirmesi güç. içinde bir çocuk, hafif üzgün biri olduğu bariz. nedensizce oldukça sinirli. nefret ediyor olduğu yerden, hayır daireden değil, bu bok çukurundan. ona kalırsa tüm ülke hayvanat bahçesinden ibaret, ona kalır mı? bunun cevabını ben veremem, ama kalmasını kesinlikle isterim. BURASI BİR HAYVANAT BAHÇESİ. kendini sorguluyor epeyce, bir günü öbürünü, bir sözü düşlerini, dili ise hafif sarı dişlerini tutamıyor. sevgilisine oldukça değer veriyor neyse ki. belli ki tek dayanağı bu güzel yüzlü kız. nasıl, nerede ve ne sebepten öleceğini anlayacağı yaşlar bunlar sanırım, en azından çok bilmiş forum yazarları böyle düşünüyor. bir sit com edası var bu dairede. iyi hoş ancak ben de sit com yazacak kalem yok.
unutmadan eklemeliyim, hepimiz sık sık intiharı düşünürüz. en mutlular en yakın olanlardır belki de, bilmiyorum, daha bu kadar deneyimli sayılmam. şunu söyleyebilirim, merak baskılıyor ölüm isteğini, bok içinde olsak bile, bu bokun ne kadar farklı olabileceğini merak ettiğimiz için bu kadar karmaşaya dayanmıyor muyuz?




Yorumlar
Yorum Gönder